ROSENHAN DENEYİ | TIMARHANEDEKİ AKILLI CASUSLAR

4 dk


Diyelim ki sırf askere gitmemek için deli taklidi yaptınız olmayan sesler duyduğunuz yalanını söylediniz ve gerçekten de şizofren tanısı almayı başardınız. Ve sizi tımarhaneye kapattılar. Sizi bir kere şizofren olarak etiketleyen tımarhanedeki doktorları aslında şizofren olmadığınıza nasıl ikna ederdiniz? Stanford Üniversitesi Öğretim Üyesi psikolog David Rosenhan, delilik ya da akıl hastalığı denen şeyin tanısının aslında ne kadar subjektif bir şey olduğunu test etmek için bunu gerçekten denedi. Peki deney sırasında neler yaşandı? Gelin videonun devamında hep beraber öğrenelim.

(intro)

Yıl 1973. Stanford Üniversitesi profesörü David Rosenhan, Psikiyatri karşıtı iddialarla ilişkilendirilen bir psikiyatrist olan Ronald D. Laing’in bir konferansını dinledikten sonra psikiyatri dünyasını temelinden sarsacak bir soru sordu: “Akıl sağlığı yerinde olanla olmayanı gerçekten ayırt edebiliyor muyuz?” Ve bunu test etmek için tarihin en cüretkar deneylerinden birini başlattı. Rosenhan yalnız değildi. Yanına 7 kişiyi daha aldı. Aralarında bir ressam, bir çocuk doktoru, bir psikolog ve bir ev hanımı falan vardı. Hepsi normal insanlardı. Hiçbirinin psikolojik geçmişi yoktu. Görev basitti: 5 farklı eyaletteki 12 farklı akıl hastanesine gideceklerdi. Eski, yeni, özel veya devlet hastanesi fark etmiyordu. Hepsi kapıdaki doktora aynı yalanı söyleyecekti. “Sesler duyuyorum…” diyeceklerdi. Ve duydukları kelimeler sadece şunlardı: “Boşluk”, “Oyuk” ve “Güm”. Sadece bu üç kelime. İşin en can alıcı kısmı şuydu: Bu kelimeler dışında hayatlarına dair anlattıkları her şey doğruydu. İsimleri ve meslekleri hariç, geçmişleri, ilişkileri, dertleri… Hepsi gerçekti. Peki doktorlar ne yaptı?

12 hastanenin 12’si de onları hemen yatırdı. Çoğuna “Şizofreni” teşhisi kondu. Ancak asıl deney, kapılar kapandığı an başladı. Rosenhan ve ekibi, koğuşa girer girmez rol yapmayı bıraktılar. Sesler duymadıklarını söylediler. Gayet normal davrandılar. Personelle sohbet ettiler, yataklarını topladılar. “Bakın, ben iyileştim” mesajı verdiler. Ama doktorlar bunu asla görmedi. Onlara yapıştırılan “Şizofren” etiketi o kadar güçlüydü ki, yaptıkları her normal hareket hastalığın bir belirtisi sanıldı. Örneğin, deneycilerden biri gizlice notlar alıyordu. Bunu gören bir hemşire raporuna şöyle yazdı: “Hasta, kompülsif yani takıntılı yazma davranışı sergiliyor.” Oysa adam sadece deney için not tutuyordu. Doktorları kandırmışlardı ama kandıramadıkları bir grup vardı: Gerçek akıl hastaları. Koğuştaki diğer hastalar onların yanına gelip, “Sen deli değilsin, sen gazetecisin ya da ajansın, burayı teftişe geldin” dediler. Ortalama 19 gün içeride kaldılar. Biri tam 52 gün tutuldu. Hiçbiri “Siz sağlamsınız, yanlışlık olmuş” denilerek taburcu edilmedi. Çıkış raporlarında “Remisyonda yani iyileşme sürecinde Şizofreni” yazıyordu. Yani doktorlara göre hala şizofrendiler, sadece belirti göstermiyorlardı. Rosenhan sonuçları “Science” dergisinde yayınlayınca yer yerinden oynadı. Psikiyatristler öfkeliydi. “Bu haksızlık!” dediler. “Bize yalan söyleyen birine teşhis koymamız, teşhisin yanlış olduğunu göstermez.” Ünlü bir eğitim hastanesi Rosenhan’a meydan okudu: “Bize gönderemezsin! Eğer gönderirsen onları şak diye tanırız.” Rosenhan kabul etti. “Önümüzdeki 3 ay içinde size sahte hastalar göndereceğim, bakalım bulabilecek misiniz?” dedi. Hastane alarma geçti. 3 ay boyunca gelen her hastayı didik didik incelediler. Süre dolduğunda hastane yönetimi gururla açıkladı: “Bize başvuran 193 hastadan 41’inin sahte hasta olduğundan eminiz, diğer 42’si de şüpheli”. Rosenhan ise cevabını verdiğinde salonda ölüm sessizliği oldu. Rosenhan şöyle dedi: “Üç ay boyunca tek bir hasta bile yollamadım”. Hastane, gerçek hastaları “sahte” sanarak kapıdan çevirmiş veya şüpheli ilan etmişti.

Rosenhan deneyi şunu kanıtladı: Birine bir kez “deli” etiketi yapıştırdığınızda, o etiket kişiden daha gerçek hale gelir. Bugün bile geçerli olan o korkutucu soruyu tekrar soralım: Akıl hastanelerindeki duvarlar deliler içeride, akıllılar dışarıda kalsın diye mi var; yoksa sadece kimin hangi tarafta olduğuna biz karar verelim diye mi?

Rosenhan psikiyatri dünyasını rezil etmiş, tarihe geçmişti. Herkes onu alkışlıyordu. Ama… Ya size bu hikayenin göründüğü gibi olmadığını söylesem? Ya tüm bu deney, bilimsel bir devrim değil de, ustaca kurgulanmış bir tiyatroysa? Deney yayınlandıktan sonra psikiyatristler savunmaya geçti. Ünlü psikiyatrist Seymour Kety, Rosenhan’a tokat gibi bir cevap verdi. Dedi ki: “Eğer ben bir litre kan içip, acile gidip kan kusarsam ve doktor bana ‘mide ülseri’ teşhisi koyarsa, bu doktorun yetersiz olduğunu göstermez. Bu sadece benim iyi bir yalancı olduğumu gösterir.” Yani doktorlar diyordu ki: “Bize yalan söylediniz! Bir hasta gelip ‘sesler duyuyorum’ derse, ona inanmak bizim işimiz. Bizi kandırmanız, sistemin bozuk olduğunu kanıtlamaz.” Ancak asıl bomba yıllar sonra patladı. Gazeteci Susannah Cahalan, bu deneyi derinlemesine araştıran bir kitap yazdı. Rosenhan’ın notlarına ulaştığında tuhaf bir şey fark etti. Rosenhan, 8 sahte hasta olduğunu söylemişti. Cahalan bu insanları bulmaya çalıştı. Ama ne oldu biliyor musunuz? Yıllarca süren araştırmaya rağmen bu insanlardan sadece birkaçını bulabildi. Diğerleri sanki hiç var olmamış gibiydi. Ve bulduğu veriler, Rosenhan’ın anlattıklarıyla uyuşmuyordu.

Cahalan’ın ulaştığı sahte hastalardan biri Harry Lando’ydu. Ama Lando’nun anlattıkları, Rosenhan’ın korku filmi senaryosuna hiç benzemiyordu. Lando, hastanede çok iyi vakit geçirmişti. Personel ilgiliydi, ortam rahattı, hatta terapisinin faydalı olduğunu söylemişti. Peki Rosenhan ne yaptı? Rosenhan, Lando’nun verilerini deneye dahil etmedi. Çünkü Lando’nun “iyi deneyimi”, Rosenhan’ın “hastaneler cehennemdir” hikayesini bozuyordu. Bilimsel dürüstlük, hikaye anlatıcılığına kurban gitmişti. Bugün bazı uzmanlar, Rosenhan’ın verileri abarttığını, hatta belki de bazı sahte hastaları uydurduğunu düşünüyor. Yani “yalancıları yakalayan” adam, belki de en büyük yalanı kendisi söylemişti. Peki bu, deneyin önemini azaltır mı? İronik bir şekilde, hayır. Bu deney sayesinde psikiyatri kitapları baştan yazıldı, hasta hakları iyileşti. Yalan üzerine kurulu bir deney, gerçeği değiştirebilir mi? Rosenhan bir dahi miydi, yoksa şöhret peşinde bir sahtekar mı? Karar sizin.

Böylece bir videonun daha sonuna gelmiş olduk. Videolarımızdan haberdar olmak için abone olmayı ve bizlere destek olmak için videoyu beğenmeyi unutmayın.


Sizin Tepkiniz Nedir?

Üzgün Üzgün
13
Üzgün
Kızgın Kızgın
12
Kızgın
Hahaha Hahaha
10
Hahaha
Beğendim Beğendim
9
Beğendim
İnanılmaz İnanılmaz
8
İnanılmaz
Sevdim Sevdim
6
Sevdim
Beğenmedim Beğenmedim
5
Beğenmedim
AHALİ

0 Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Yazı Formatı Seçiniz
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Video
Youtube and Vimeo Embeds